Abdullah Palaz, nam-ı diğer "Antep Canavarı" veya "Abdullah Dayı", Türkiye'nin suç dünyasında iz bırakan bir figürdür. 43 kişiyi öldürdüğü, sayısız kişiyi yaraladığı ve 48 yıl boyunca tam 38 farklı cezaevinde yattığı iddialarıyla tanınır. Ancak, adı yalnızca işlediği suçlarla değil, aynı zamanda cezaevlerinde işlediği cinayetlerle efsaneleşmiştir. Hayatına dair birçok hikâye, onu halk arasında unutulmaz bir karakter yapmıştır. Hem cezaevlerinde hem de dışarıda işlediği suçlarla korku salan Palaz, aynı zamanda Türk televizyonunun unutulmaz karakterlerinden biri olan "Ramiz Dayı’ya’’ ilham kaynağı olmuştur.

1925 yılında Gaziantep'te dünyaya gelen Abdullah Palaz, daha çok genç yaşlardayken suç dünyasıyla tanıştı. İlk cinayetini 12 yaşında işlediği ve bu cinayetin faili meçhul kaldığı bilinir. Sonrasında hasımlarıyla girdiği çatışmalar sonucu, 15 kişinin ölümüne yol açarak Konya Cezaevi’ne gönderildi. Cezaevindeki zorbalıklarla mücadele eden Palaz, bir grup mahkûm tarafından suikasta uğramış başarısız olan bu girişim sonrası koğuşları basarak ‘’Antep Canavarı’’ lakabını almıştır. Bu olaylardan sonra serbest bırakılan Palaz düzenli hayata geçmiş, evlenmiş bir çocuğu oldu. Fakat köyünde bir çobanın kız çocuğuna uyguladığı cinsel istismar sonrası çobanı öldürmesiyle Afyon cezaevine sürgün edildi.

1489C0594Aa0E436C91C59Ee94Be2A13

AFYON’DA ŞEKİLENEN HAYAT

Afyon Cezaevi’ne girmesinin ardından, Palaz ve arkadaşları gardiyanlardan gördükleri kötü muamele ve ayrımcılıkla karşılaşmışlardır. Bu durum, onları hem fiziksel hem de psikolojik olarak zorlayarak, mahkumlar arasında daha fazla huzursuzluğa yol açmıştır. Abdullah Palaz ve diğer bazı mahkumlar, cezaevi içindeki bu haksızlıkları kabul edemezler ve bu yüzden gardiyanlarla sık sık çatışma içine girerler. Gardiyanlar da bu durumu, Palaz ve arkadaşlarının güçlü bir etki alanı oluşturduğu ve cezaevindeki diğer mahkumları etkileme potansiyelleri olduğu için daha da sertleştirirler.

Ancak olaylar, Palaz’ın cezaevindeki bu sert tavırlara karşı tepkisiz kalmamasıyla daha da büyür. Abdullah Palaz ve ekibi, kendilerine uygulanan haksızlığa karşı seslerini yükseltmek ve gücünü göstermek amacıyla cezaevinin en tehlikeli koğuşlarından birine baskın yaparlar. Bu baskın, sadece bir iç çatışma olmanın ötesinde, cezaevinin idaresine karşı bir başkaldırı haline gelir. Baskın esnasında çıkan çatışmalarda birden fazla ölüm gerçekleşir hem mahkumlar hem de cezaevi personeli arasında ciddi yaralanmalar meydana gelir. Olaylar, cezaevinde bir infial yaratır ve halk arasında hızla yayılır.

Bu olaylar, Abdullah Palaz’ın isminin daha da duyulmasına ve "Abdullah Dayı" lakabının kazanılmasına neden olur. Bu lakap, onu hem cezaevindeki diğer mahkumlar arasında hem de dışarıdaki suç dünyasında tanınan bir figür haline getirir. Palaz, cezaevindeki olaylardan sonra kendisini daha da güçlü bir figür olarak konumlandırır. Artık sadece bir suçlu değil, aynı zamanda cezaevinin içinde ve dışındaki suç dünyasında etkin bir liderdir.

Afyon Cezaevi'ndeki bu yıllar, Abdullah Palaz’ın suç dünyasında ne kadar güçlü bir figür haline geldiğini pekiştiren bir dönemdir. Cezaevinde yaşanan bu olaylar, onun suç dünyasında saygı ve korku uyandıran bir figür haline gelmesini sağlamıştır.

Denizaltı faciasının son tanığı o anları hala gözyaşları içinde anlatıyor! Denizaltı faciasının son tanığı o anları hala gözyaşları içinde anlatıyor!

"HAKSIZLIĞA KARŞI BAŞKALDIRI"

Afyon Cezaevi'nden sonra Bursa Cezaevi'ne gönderilen Palaz, Nazım Hikmet ile tanışır. Onunla kurduğu arkadaşlık sonrası sakinlemiş ve ünlü şair ile aynı koğuşta kalma şartı ile olay çıkarmayacağına söz vermişti. Ancak Nâzım Hikmet'in başka bir cezaevine nakledilmesinin ardından Abdullah Palaz, tekrar olaylar çıkarmaya başladı. Cezaevi müdürünü acımasızca öldürdü ve Feriköylü İbrahim adlı bir kabadayıyı da vurduktan sonra Sinop Cezaevi'ne gönderildi.

Abdullah Palaz, sadece suç dünyasında değil, aynı zamanda Türk televizyonunun unutulmaz karakterlerinden biri olan "Ramiz Dayı’ya’’ ilham kaynağı olmuştur. 1991 yılında Şartlı Salıverme Yasası ile serbest kalan Palaz, sadece dokuz ay sonra eceliyle vefat etti. Ancak, ardında bıraktığı izler hala hatırlanmakta ve onun hayatı, "haksızlığa karşı başkaldırı" simgesi olarak anılmaktadır.

Son olarak, Bayrampaşa Cezaevi'nde geçirdiği yıllar ve dönemin İçişleri Bakanı tarafından ziyaret edilmesi, Palaz'ın cezaları ve suçu nasıl bir figür haline getirdiği hakkında daha fazla konuşulmasına neden olmuştur. Vefatından sonra, naaşı Gaziantep'in Tırnatan Köyü'ne nakledilerek oraya defnedilmiştir.

Kaynak: Gamze Karabulut